16 Aralık 2012 Pazar

Mesafe

Hintli bir ermiş öğrencileri ile gezinirken Ganj nehri kenarında birbirlerine öfke içinde bağıran bir aile görmüş. Öğrencilerine dönüp “insanlar neden birbirlerine öfke ile bağırırlar?” diye sormuş.
Öğrencilerden biri “çünkü sükûnetimizi kaybederiz” deyince ermiş “ama öfkelendiğimiz insan yanı başımızdayken neden bağırırız? O kişiye söylemek istediklerimizi daha alçak bir ses tonu ile de aktarabilecekken niye bağırırız?” diye tekrar sormuş.
Öğrencilerden ses çıkmayınca anlatmaya başlamış: “İki insan birbirine öfkelendiği zaman, kalpleri birbirinden uzaklaşır. Bu uzak mesafeden birbirlerinin kalplerine seslerini duyurabilmek için bağırmak zorunda kalırlar. Ne kadar çok öfkelenirlerse, arada açılan mesafeyi kapatabilmek için o kadar çok bağırmaları gerekir.”
“Peki, iki insan birbirini sevdiğinde ne olur? Birbirlerine bağırmak yerine sakince konuşurlar, çünkü kalpleri birbirine yakındır, arada mesafe ya yoktur ya da çok azdır. Peki, iki insan birbirini daha da fazla severse ne olur? Artık konuşmazlar, sadece fısıldaşırlar çünkü kalpleri birbirlerine daha da yakınlaşmıştır. Artık bir süre sonra konuşmalarına bile gerek kalmaz, sadece birbirlerine bakmaları yeterli olur. İşte birbirini gerçek anlamda seven iki insanın yakınlığı böyle bir şeydir.”
Daha sonra ermiş öğrencilerine bakarak şöyle devam etmiş: “Bu nedenle tartıştığınız zaman kalplerinizin arasına mesafe girmesine izin vermeyin. Aranıza mesafe koyacak sözcüklerden uzak durun. Aksi takdirde mesafenin arttığı öyle bir gün gelir ki, geriye dönüp birbirinize yakınlaşacak yolu bulamayabilirsiniz.
  
not: her zaman alçak sesle konuşmayı seven miniğimize teşekkür ederim:)

7 Aralık 2012 Cuma

Dostum Dostum Güzel Dostum



Öyle bir yerdeyim ki
Bir yanım çığlık çığlığa
Öyle bir yerdeyim ki
Anam gider Allah Allah
Öyle bir yerdeyim ki ne karanfil, kurbağa
Öyle bir yerdeyim ki
Bir yanım mavi yosun çalkalanır sularda
Bir yanım mavi yosun çalkalanır sularda

Dostum, dostum güzel dostum
Bu ne beter çizgidir bu
Bu ne çıldırtan denge
Yaprak döker bir yanımız
Bir yanımız bahar bahçe

5 Aralık 2012 Çarşamba

bütün hikaye

"Yanarak var olmayı kabullenmekle sönerek yok olmak arasında yapılacak seçimden ibaretti bütün hikâye." / İsimle Ateş Arasında

29 Kasım 2012 Perşembe

Değişmem



Unutmak Mı Demiştin Delisin Delisin
Sensizliğe Alışamam Bilirsin Bilirsin
Hep Aynısın Demiştin Ya Değişsem Severmisin
Ama Ben Değişmem Değişmem Ah Değişmem
Bir Tek Seni Dünyalara Değişmem
Seni Ben Değişmem Değişmem Ah Değişmem
Yalnızlığa Mahkum Olsam Da Değişmem
Her Gecenin Sonunda Çıkartıp Attım Şu Kalbimi
Ve Her Sabah Uyandığımda içimde Buldum Yine Seni
Bir Deli Düş Kurdum Ki içimde Sadece Sen Ve Ben
Kader Bile Değişir Yeter Ki Sen istersen
Ama Ben Değişmem Değişmem Ah Değişmem
Bir Tek Seni Dünyalara Değişmem
Ama Ben Değişmem Değişmem Ah Değişmem
Bir Tek Seni Dünyalara Değişmem
Seni Ben Değişmem Değişmem Ah Değişmem
Yalnızlığa Mahkum Olsam Da Değişmem

23 Kasım 2012 Cuma

İki Satır






İstanbul Üniversitesi’nde öğrenci olduğum sıralar, okul duvarında bir ilan gördüm; “Avrupa’ya talebe yollanacaktır.” “Allah, Allah dedim! Ülke yıkık dökük, her
yer virane, Lozan yeni imzalanmış, bu durumda Avrupa’ya talebe… Lüks gibi gelen bir şey… Ama bir şansımı denemek istedim. 150 kişi içinde 11 kişi seçilmişiz. ATATÜRK benim ismimin yanına, “Berlin Üniversitesi’ne gitsin.”diye yazmış. Vakit geldi, Sirkeci garındayım, ama kafam çok karışık. Gitsem mi? Kalsam mı? Beni orada unuturlar mı? Para yollarlar mı? Tam gitmemeye karar verdiğim, geri döndüğüm sırada bir posta müvezzi ismimi çağırdı. “Mahmut Sadi! Mahmut Sadi! Bir telgrafın var.” Benim diyerek telgrafı açtım, aynen şunlar yazıyordu;
“SİZLERİ BİR KIVILCIM OLARAK YOLLUYORUM, ALEVLER OLARAK GERİ DÖNMELİSİNİZ” İmza Reisi Cumhur Mustafa Kemal Atatürk
Okuyunca düşündüklerimden olağanüstü utandım. “Şimdi gel de gitme, git de çalışma, dön de bu ülke için canını verme” dedim. “Düşünün 1923 de o kadar işinin arasında 11 öğrencinin nerde, ne zaman, ne hissettiğini sezebilen, ona göre telgraf çeken bir liderin önderliğinde bu ülke için can verilmez mi?”
Çok başarılı oldum. Ülkeme alev olarak döndüm. Önce İstanbul Üniversitesi Genel ve Beşeri Fizyoloji Enstitüsü’nü kurdum.
Kürsü başkanı oldum. Daha sonra ülkemin başbakanlığını yaptım.
Ben kim miyim? “Ben sadece iki satırlık bir telgrafın yarattığı bilim adamı Prof.Dr. Sadi Irmak'ım..