29 Ocak 2007 Pazartesi

Ayrılık da Sevdaya Dahil

Açılmış sarmaşık gülleri kokularıyla baygın
En görkemli saatinde yıldız alacasının
Gizli bir yılan gibi yuvarlanmış içimde kader
Uzak bir telefonda ağlayan yağmurlu genç kadın
Rüzgar uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
Mor kıvılcımlar geçiyor dağınık yalnızlığımdan
Onu çok arıyorum onu çok arıyorum
Heryerimde vücudumun ağır yanık sızıları
Bir yerlere yıldırım düşüyorum
Ayrılığımızı hisettiğim an demirler eriyor hırsımdan
Ay ışığına batmış karabiber ağaçları gümüş tozu
Gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar yaseminler unutulmuş
Tedirgin gülümser
Çünkü ayrılık da sevdaya dahil çünkü ayrılanlar hala sevgili
Hiç bir anı tek başına yaşayamazlar
Her an ötekisiyle birlikte herşey onunla ilgili
Telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
Gittikçe genişliyen yakılmış ot kokusu
Yıldızlar inanılmıyacak bir irilikte
Yansımalar tutmuş bütün sahili
Çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
Öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
Çünkü ayrılıklar da sevdaya dahil
Çünkü ayrılanlar hala sevgili
Yanlızlık hızla alçalan bulutlar karanlık bir ağırlık
Hava ağır toprak ağır yaprak ağır
Su tozları yağıyor üstümüze
Özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır
Eflatuna çalar puslu lacivert bir sis kuşattı ormanı
Karanlık çöktü denize
Yanlızlık çakmak taşı gibi sert elmas gibi keskin
Ne yanına dönsen bir yerin kesilir fena kan kaybedersin
Kapını bir çalan olmadı mı hele elini bir tutan
Bilekleri bembeyaz kuğu boynu parmakları uzun ve ince
Sımsıcak bakışları suç ortağı kaçamak gülüşleri gizlice
Yalnızların en büyük sorunu tek başına özgürlük ne işe yarayacak
Bir türlü çözemedikleri bu ölü bir gezegenin soğuk tenhalığına
Benzemesin diye özgürlük mutlaka paylaşılacak suç ortağı bir sevgiliyle
Sanmıştık ki ikimiz yeryüzünde ancak birbirimiz için varız
İkimiz sanmıştık ki tek kişilik bir yalnızlığa bile rahatça sığarız
Hiç yanılmamışız her an düşüp düşüp kristal bir bardak gibi
Tuz parça kırılsak da hala içimizde o yanardağ ağzı
Hala kıpkızıl gülümseyen sanki ateşten bir tebessüm zehir zemberek AŞKIMIZ

Attila ilhan

26 Ocak 2007 Cuma

Bir Gün Gelecek


Bir gün gelecek sıyrılacağız tüm fazlalıklarımızdan. Bizi dünyaya bağlayan tüm hislerimizden. Arzularımızdan, beklentilerimizden, içimizde büyüttüğümüz kinimizden. Kendi kendimizi yanlız bıraktığımızı anlayacağız aslında. Kendi kendimize acı çektirdiğimizi. Acı çekmekten korkarken daha da acı çektirğimizi. Dünyada bulunduğumuz zaman içinde acı da arındırır bizi bu fazlalıklarımızdan mutluluk da. İkisi de aynı yola çıkıyor aslında.


Bir gün gelecek sinsi bakışlarla süzmeyeceğiz çevremizi umrumuzda olmayacak çünkü şu içimizdeki saf duygulardan başka hiçbirşey. Başka hiçbir şey bizi birbirimize bağlayan duygunun üzerine başka şeyler ekemeyecek.

Bir gün gelecek yine buluşağız okulumuzun bahçesinde. Bizi bizden etmemiş kişiler olacak yanımızda. Bizi biz olduğumuz için seven, bizi olduğumuz gibi kabul eden. Terkedemeyenler yıllanmış, tozlanmış duyguları bir gözleri bizde izleyecekler ve onlar da sıyrılınca bütün dünyalıklarından özgürlüğün tadını alınca bir kere de olsa bi daha vazgeçemeyecekleri bir sıra erecekler. Aşkın o yakıcı güzelliğinde anlayacaklar acının da mutluluğunda aynı özden geldiğini, aynı öze götürdüğünü.

Bir gün gelecek, özlediğimiz bahçede olacağız hep birlikte. Aynı havuzun etrafında bakacağız gözlerimizin içine. Birbirimize avuçlarımızdan su ikram edeceğiz. Önemli olmayacak kim kime neden yanlızca niyetin güzelliğinde, özü anlamanın tadına varacağız yudumlarken su damlalarını.

Bir gün gelecek kaldıracağız bütün ağırlıkları, içine el değmemişlerimizi sakladığımız sandığımızın üzerinden. Yine hiç el değirmeden bir yağmurun altında yıkanacağız hep birlikte. Yüzümüzde teslimiyetin nacizane çizgileri ile.


Mq

9 Ocak 2007 Salı

Neylersin

Birgün bu mahsun sevdadan geriye
Kalırsa sadece o hüzün kalır
Sende anladım ki yapayalnızız
Buluşmamız yasak, görüşmemiz uzak
Devrilmiş kadehler gibi dönüyor başımız
Neylersin

Ah güzelim, incinmiş bir sesi vardır yağmurun
Yanaklarına vurduğunuda hissedersin
Ve bir veda sözcüğü
Saçlarına titreyen bir öpücükle dokunduğunda
Bu an'ı dondurmaya yetmez nefesin
Bir film sahnesi gibi akar gider ayrılık
Neylersin

Biz zaten hiçbir romanda
Kendi hayatımıza rastlamadık
Bütün şarkılar bizi yanlış anlatmıştı
Ve bütün bulmacalar yarım bırakılmıştı
Tenha sokaklarda üşüyüp durdu sırtımız
Oysa tuttuğumuz balıkları bile
Yeniden denize bağışlamıştık
Biz hayata dair hiçbir yanlış yapmamıştık
Neylersin

Biz bu sonucu haketmedik
Hayır, etmedik
Ömrümüz bu talana lâyık değildi
Bazen acı vurdu bazen de yağmur
Hiç gülmedi yüzümüz
Hiç büyümedi gülümüz
Bizi yalnızca akşamlar kucakladı biliyorsun
Sabaha çıkmayan bir yoldu yürüdüğümüz

'Bazen acı dinmez,
Bazen de yağmur
Sevgilim gülümse herşey unutulur
Suskunuz bu akşamüstü
Hasrete yanmışız
Neylersin...'

Birgün bu öykünün sonuna gelince
Ansızın desem ki 'hoşçakal canım'
Unutursun, mecburen unutursun
Yıldızlar söner, bu aşk da biter
Bazı gün hatırlayınca sessizce ağlarız
Neylersin..

Ah bebeğim, ah..
Kekremsi bir tadı vardır gözyaşının
Dudaklarına sızınca farkedersin
İçindeki vurgun aşklar mezarlığında
Ayrılık, ölümden üste yazılınca
Gideni durdurmaya yetişmez sesin
Bir inme gibi dolaşır bedeninde pişmanlıklar
Neylersin...

Biz zaten hiçbir sinemaya tam vaktinde yetişemedik
Bütün vapurlar bizden önce kalkmıştı
Ve bütün biletler biz gelmeden satılmıştı
Boşuna telaşlarda yorduk günlerimizi
Oysa Nuh'un Gemisi'nde bile, bize yer kalmamıştı
Ve hiçbir mutluluğa adımız kaydolmamıştı
Neylersin

Biz bu aşkı sürdüremezdik, inan sürdüremezdik
Kalbimiz bu heyecana müsait değildi
Bize hep acılar kaldı
Bize hep yağmur
Unutmasan bile artık unutur gibi yapacaksın
Ve buruşturup buruşturup attığım kağıtlarda
Hiç bitiremediğim bir şiir olarak kalacaksın


Yusuf Hayaloğlu

5 Ocak 2007 Cuma

Sisler Bulvarı


elinin arkasında güneş duruyordu
aylardan kasımdı üşüyorduk
ağacın biri bulvarda ölüyordu
şehrin camları kaygısız gülüyordu
her köşe başında öpüşüyorduk
sisler bulvarı'na akşam çökmüştü
omuzlarımıza çoktan çökmüştü
kesik birer kol gibi yalnızdık
dağlarda ateşler yanmıyordu
deniz fenerleri sönmüştü
birbirimizin gözlerini arıyorduk

sisler bulvarı'nda seni kaybettim
sokak lambaları öksürüyordu
yukarıda bulutlar yürüyordu
terkedilmiş bir çocuk gibiydim
dokunsanız ağlayacaktım
yenikapı'da bir tren vardı

sisler bulvarı'nda öleceğim
sol kasığımdan vuracaklar
bulvar durağında düşeceğim
gözlüklerim kırılacaklar
sen rüyasını göreceksin
çığlık çığlığa uyanacaksın
sabah kapını çalacaklar
elinden tutup getirecekler
beni görünce taş kesileceksin
ağlamayacaksın! ağlamayacaksın!

sisler bulvarı'ndan geçtim sırılsıklamdı
ıslak kaldırımlar parlıyordu
durup dururken gözlerim dalıyordu
bir bardak şarabda kayboluyordum
gece bekçilerine saati soruyordum
evime gitmekten korkuyordum
sisler boğazıma sarılmışlardı

bir gemi beni afrika'ya götürecek
ismi bilmiyorum ne olacak
kazablanka'da bir gün kalacağım
sisler bulvarını hatırlayacağım
kırmızı melek şarkısından bir satır
lodos'tan bir satır yağmur'dan iki
senin kirpiklerinden bir satır
simsiyah bir satır hatırlayacağım
seni hatırlatanın çenesini kıracağım
limanda vapur uğuldayacak

sisler bulvarı bir gece haykırmıştı
ağaçları yatıyordu yoksuldu
bütün yaprakları sararmıştı
bütün bir sonbahar ağlamıştı
ağlayan sanki istanbul'du
öl desen belki ölecektim
içimde biber gibi bir kahır
bütün şiirlerimi yakacaktım
yalnızlık bana dokunuyordu

eğer sisler bulvarı olmasa
eğer bu şehirde bu bulvar olmasa
sabah ezanında yağmur yağmasa
şüphesiz bir delilik yapardım
hiç kimse beni anlayamazdı
on beş sene hüküm giyerdim
dördüncü yılında kaçardım
belki kaçarken vururlardı

sisler bulvarı'ndan geçmediğim gün
sisler bulvarı öksüz ben öksüzüm
yağmurun altında yalnızım
ağzım elim yüzüm ıslanıyor
tren düdükleri iç içe giriyorlar
aklımı fikrimi çeliyorlar
aksaray'da ışıklar yanıyor
sisler bulvarı ayaklanıyor
artık kalbimi susturamıyorum

ATTİLA İLHAN

1 Ocak 2007 Pazartesi

Düşmez Kalkmaz Bir ALLAH

Dünde kalma asla,
yarını sorma
Şu anı bi anla
susup bi dinle
Kimdin n'oldun,
niye öldün oldun
Çok zor mu buldun,
yine gülümse

Sağdı soldu
hepsi aynı sondur
yolun en sonunu görürsen

Durdun olmaz,
gerildin olmaz,
delirdin olmaz,
devam et sen.

Sorsan sorun yok mudur,
dünya sorunla kaynar
Dokunsan bin ah dinlersin,
herkes kendinde sanar
Sorsan sorun çok mudur,

dünya soruyla kaynar
Bulsan cevap gizlidir,
herkes kalbinde saklar
Sen gel kederlenme be düşmez kalkmaz bir ALLAH

Engelleri yen gel de kendi derdine yanma
Sen gel kederlenme be düşmez kalkmaz bir ALLAH
Engelleri yen gel de derde kedere yallah
Eğri doğru hep aynı korku,
ah bu korku yok mu adımı çevirten
Düşsen n'olur düşünürsen olur,
hiç gerek yokken bu kaygı ne

Kalk ayaklan,
şu kaderi hakla
Yaratan hep aklar güvenirsen

Küsme n'olur,
üzülme be oğlum,
kal hayatta bu şansı sev
Ogün Sanlısoy