26 Şubat 2011 Cumartesi

tırmanış

ateşte yanan odunun içinde bulunduğu halin tasviri illa ki yaşamakla mı yapılır. son zamanlarda ne kadar az yandık ateşlerde ne kadar az ağladık duygular için. dünyasal koşturmanın ortasında sıkışıp kaldık. çocukken çok eğlendiğim aklımın derinlikleri şimdi beni zorluyor. oysa ki akıl bile yeterince kullanıldığında yararlı oluyor. geçip giden yıllarımızın arkasında bıraktığı izleri toplarken artık daha az eğilip kalkıyorum. daha az hatıra kalıyor hafızamda daha az bakabiliyorum güneşe, bulutlara. artık beni takip ettiğini düşündüğüm bir kuş yok çatılarda uçan.. çatılar öyle yüksek ki göremiyorum. pencerelerden sarkma korkusunu artık merdivenlerden inerken yaşıyorum. iki renk açan bir çiçeğe hasret gözlerim. standartlaşan renkler silsilesine bürünüyorum. yağmura böyle uzunca bakıp sindirecek vaktin yerine işlerin yetişmesi gerektiğini anlatan kah kızgın kah neşeli kah solgun gözlerle buluşuyorum sık sık. en kötüsü arada bir kendimi bu silsileden çekip çıkartabilen kollarımın kasları artık zayıflıyor idmansızlıktan.
Verilecek kararlar var alınması gereken teraziye atılıp tartılması gereken.. son noktayı koyduracak cesaret için bir duygu yoğunluğu bekliyorum.

12 Şubat 2011 Cumartesi

MARA

bilmemek bilmekten iyidir
düşünmeden yaşayalım
mâra

günü ve saatleri ne yapacaksın
senelerin bile ehemmiyeti yoktur
seni ne tanıdığım günleri hatırlarım
ne seneleri
yalnız seni hatırlarım
ki benim gibi bir insansın

tanımamak tanımaktan iyidir
seni bir kere tanıdıktan sonra
yaşamak acısını da tanıdım
bu acıyı beraber tadalım
mâra

başım omzunda iken sayıkladığıma bakma
beni istediğin yere götür
ikimiz de ne uykudayız
ne uyanık

Asaf Halet Çelebi