15 Mart 2013 Cuma

CİNSELLİĞİN KUR'ANİ SİMGELERİ

İnsanlığın ilk öyküsü, cinsel bir öyküdür.
VE bu başlangıç öyküsü, nedense hep bir baştan çıkma/çıkarma öyküsü olarak okunmuştur.
Kur’an’ın, bu öyküye kazandırdığı yüksek anlatım düzeyi, ne yazık ki umumiyetle anlaşılmadan kalmıştır. Kitlelerce değil sadece, sözümona, uzmanlarınca da.
Kibrimizi ayak altına alıp itiraf etmek zorundayız: Kur’an hâlâ bakirdir. Sanki kapağı hiç açılmamış gibidir. Kendisine yönelecek cevval zekâları, kûşesinde, hâlâ sabırla beklemektedir: ıstırap çeken, olup bitene anlam vermek, olup bitene verilebilecek o anlamı bulmak, üzerindeki perdeleri kaldırmak, kısaca, düşünmek, ama sadece düşünmek isteyen namuslu zekâları. Bu toprakların kendisiyle başı belâda olan çocuklarını. Tüm yoksulları.
Başlangıç öyküsünü kısaca ve fakat yaygın simgeleriyle hatırlayalım:




Önce toprak. Lâkin ma’mur bir toprak. Güzel ve bereketli ve bakımlı.

Evet, önce bir bahçe. Hem de saklı bir bahçe. 

Dörtbaşı ma’mur bir bahçe! Cennet yani.

Sonra Adem, ve derken Havva.

Bu bahçede bir ağaç, bir de meyve var: Elma.

Öykünün en canalıcı sahnesinde insanın baştan çıkarılışı, hem de bir yılan aracılığıyla.

İnsanı yoldan çıkaran bir yılan. Fıslayan, tıslayan, vesveseci, sinsi bir şeytan.

Hâsılı, dört ögeli bir sahne:

Adem ve Havva

Yılan ve Elma

Bu ögeler birbiriyle temasa geçtiğinde, o anda, suç ve ceza oluşmuş, sâkinlerinin tamamı bu bahçeden kovulmuştur. Dördü de.

Acaba neden?




Başlangıç öyküsü, rüsum ulemasının elinde ne yazık ki bir günah öyküsü hâline dönüşmüştür. Bu zihniyete göre, ilk izdivac bir zina, bir yasak ilişkidir çünkü. Bu ilişkinin meyvelerinden insan soyunun ilk üreme tarzı da ne yazık ki ancak ensesti meşrûlaştıracak mahiyettedir.
Başlangıçta bir erkekle bir kadın varsayarsanız, bununla yetinmez Adem ile Havva isimlerini de özel isim hâline getirirseniz, olacağı budur!
Neymiş, zaruret varmış.
Cenab-ı Hak için zaruret mi olur?
Olmaz, çünkü zaruret ve mecburiyet yaratılanlar içindir, yaratan için değil!
Ne var ki Yahudiliğin ve Hristiyanlığın, ilâhî nefhanın simgesel değerini zahiriyle eşleştiren yorumlarını teyid etmeyi marifet addeden zekâlar, Kur’an’ın önceliklerini tam anlamıyla görmeyi becerememişlerdir.
Oysa Kur’an, Havva ismini zikretmez. Bu bir.
İkincisi, Adem ismini de çokluk özel isim olarak değil, cins isim olarak kullanır, yani bir şahsın değil, bir türün ismi olarak!
Tadılan meyvenin adı zikredilmemiş, ve Kur’an, bu ağacı gayet nefis bir teknikle soyut bir hâle getirip onu شجرة الخلد (ebedilik ağacı) olarak nitelemiştir. Kezâ şehvetin sembolü olan yılan figürünü de şeytana dönüştürmek suretiyle meseleyi bir çırpıda entelektüel bir sorun düzeyine çıkarmış ve tartışmanın odağına Tanrı’nın güzel isimlerini bilip-bilmeme konusunu yerleştirivermiştir.

İlk günah, cinsel bir günahtan ziyade entelektüel bir günahtır.


Bu öykü, ancak zahiren, insanın, insanını hayvanına ezdirmesinin öyküsüdür.
Sözün özü, yılan ve elma ögeleri olmaksızın insanın serüveni anlaşılamaz. İkisi de hâlâ bizimle çünkü. Erkek ve Kadın’la. Adem ve Havva’yla.
Yahudiliğin ve Hristiyanlığın etkin yorumlarının aksine, meselâ kadîm Babil anlatılarını da dikkate alarak Adem’le yılanı, Havva’yla elmayı yanyana getirebilir, yılanı fallik bir simge (penis) ve elmayı ise kadınlığın/bekâretin temsili olarak yorumlayan kadîm geleneklerin uyarılarına pekâlâ kulak verebiliriz.

Maden mertebesi: toprak/bahçe.
Bitki mertebesi: elma (kadın)
Hayvan mertebesi: yılan  (erkek)
İnsan mertebesi: Adem’le Havva (beşer/insan).

Kur’an-ı Kerim, yılan ögesi yerine şeytanı yerleştirmekle insandaki şehvet ve öfke yetilerine atıfta bulunmuş, Adem’in eylemindeki sebebi, marifetiyle, yani bilme yetisiyle değil, bilâkis doğasıyla/güdüleriyle açıklamayı tercih etmiştir.
Kur’an, kitab-ı mukaddes geleneğinin tam aksi bir istikamet izleyerek Havva’yı (Kadın’ı) tek suçlu olmaktan çıkarıp erkeğin de, kadının da bilme yetileri (kuvve-i nutkiye) yerine güdülerine (kuvve-i şeheviye ve gazabiye) tâbi olmalarını eleştiri konusu yapmıştır.
Sûfi şairler de nitekim Kur’an’ın sembolik hassasiyetine uymakta tereddüt etmemişler, ve bütün öykünün Muhammed Mustafa’nın (s.a) âlemi şereflendirebilmesi için sözde bir gerekçeden başka bir şey olmadığını söylemişlerdir:

Bildiği çün sülb-i pâkinden zuhurun yâ Rasûl 
Etmedi “Lâ tekrabâ!” nehyinden Adem ictinab 
Değil iğva-i şeytan, kandıran Adem’le Havva’yı 
Bu bir esrar-ı Hak’la şîve-i teşrif-i Ahmed’dir

Son elçinin kendi soyundan geleceğini bildiği içindir ki Adem لا تقربا (Yaklaşma!) yasağından kaçınmadı.
Adem’le Havva’yı kandıran, yoldan çıkaran gerçekte şeytanın fısıltıları olmayıp aksine bu olgu hakikatte sırf Ahmed’in bu âlemi onurlandırması yüzüsuyu hürmetine Varlık’ın insanın özünde harekete geçen işvelerinin/cilvelerinin bir eseridir.
Bil ki ey talib, Adem henüz toprakla su arasında iken, Ahmed, Hakk’ın sînesinde idi. Önce Ahmed (öz), sonra Adem (kabuk) varoldu. Önce can, sonra ten âlemi teşrif etti.
Yani özün suduru için değil, zuhuru için Adem ile Havva’ya ihtiyaç hâsıl oldu. Doğaya ve yaşama.




Kur’an simgeselliği açısından Havva’ya ن (nun = hokka), Adem’e ise القلم (kalem) verilince, insanlığın tarihi harf harf yazıldı ve hâlâ da yazılıyor.

Öyle ki yılan, Kur’an’da Kaleme, elma ise Hokkaya dünüştü. Dehr (zaman) de denilen levhaya nakşolunan harfler, ancak, Adem’in kalemi Havva’nın mürekkebiyle birleşince yazılabildi.

Böylelikle birlik çokluk hâlini aldı.


Ne güzel söyler büyüklerimiz:

Bildi ânı şol kimse kim âkil u dânâ imiş 
Kaf ile Nun’dan murad ol Adem u Havva imiş
Ey talib, hakikati taleb ediyorsan, hurafelere hürmet et, sophos kadar, mythosa da kıymet ver.

Bil ki hakikati, talibine, hurafelerin içinde sunmak edebdendir.
 
 
kaynak: http://ducanecundioglusimurggrubu.blogspot.com/2013/03/cinselligin-kurani-simgeleri.html